okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Archive for May, 2009

Sensizliği Ben Ne Edem?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On May - 30 - 2009

Uzun, ince bir yoldayız hala
inceldiği yerden kopmasın ah!
Ramak kalmış özümüzü,
farketmemiş, görmemiş,
kendimizden yemişiz.

Bir yanda koca bir destan,
bir sönük fener kadar adil.
Yapay aydınlık gölgesinde
sen benden, ben senden,
Biz bizden çıkmışız.

Biri birine derken dinci
kendini kaybetmiş öteki, kinci.
Kaybolmuş sanki ulu öncü
yeraltında saklanmış, düşünme!
Çürümeye bırakmış,
çürük diye söz salmışız.

İkilik ve kutuplaşma
Bu kuşak da ipin ucunda
Kimin borusu ötecek
derdi bu yüzyıl da mı sürecek?
Kavga hep mi sürecek?

Yeter artık, yok olsun
başka ihsan istemem
körüğü olup yangından
medet uman insan diyemem?

Bizden seni, benden O’nu ayıran
fayda olsa ne edem?
Benim kardeş, yoldaşımsın,
sensizliği ben ne edem?

                        ufuk.

.

İnternet "Korsanları" Avrupa Parlamentosu Yolunda

Posted by Ufuk Erdoğmuş On May - 26 - 2009

19590

Avrupa Birliği ülkelerinde haftaya yapılacak Avrupa Parlamentosu için milletvekili seçimleri yaklaşırken, İsveç’te Piratpartiet (Korsan Partisi) son araştırmalarda İsveç’in 3. büyük partisi olarak göze çarpıyor (Bkz. NTVMSNBC Haberi ve Haberin İngilizce İsveç Kaynağı).

Korsan Partisi her ne kadar İsveç’in 2006 genel seçimlerinde %0,6 oranında oy almış olsa da AP seçimleri için durum çok farklı gözüküyor. Ankette sosyal demokrat partinin %35,9, muhafazakar merkez partinin %24,1 oy oranına karşın, Korsan Partisi’nin %7,9′luk oy oranı ile ülkenin haftaya yapılacak seçimlerinin 3. büyük partisi haline gelmesi elbette bir tesadüf olamaz. Buradan çıkarılacak açık bir mesaj ve istek olduğu ortada.

Sonuç olarak bu haberin ardından bekleyelim ve görelim. Haftaya yapılacak seçimlerde Korsan Partisi’nden %7,9 oy ile 2 milletvekili, oyların azalması ihtimalinde de büyük ihtimalle en az 1 milletvekili AP’ye girecektir. Bu da yıllardır internet üzerinden sınırsız paylaşımı ve açık kaynak yazılımları destekleyenlerin hanesine büyük bir adım olarak yazılacaktır.

.

Ben de tahmin edeceğiniz üzere sınırsız internet paylaşımı ve açık kaynak konusunda ısrarcıyım. Fakat mesele yasalara uygun olmadıkça yapılacak bir şey yok. Öncelik her zaman hukukundur. Doğrular da hukuk tarafından desteklenmelidir. Dolayısıyla internetten kaçak güreşmektense AP’ye girecek Korsan Partisi üyeleri ile temsil edilmek en doğru adımdır. Umarım bu gelişmelerin ardı güçlenerek gelir ve sanat başta olmak üzere tüm eserlerin ve ürünlerin hakkı sermaye tekellerinden kurtarılıp emeğin sahibine devrolur.

Kavram Karmaşası: Muhafazakar

Posted by Ufuk Erdoğmuş On May - 20 - 2009

Politika sohbetlerinin temel bazı terimleri vardır. Bu terimler zamanla herkesin kendine göre yorumlaması sonucu garip bir şekilde anlamsal olarak ucubeleştirilmiş, herkeste kendi yorumuna göre bir duygu uyandıran sözcüklerdir. İşin ilginci, bu sözcüklerin herkes tarafından kendi yorumladığı anlamda kullanılması sonucu olarak artık siyaseten belirginleştirici ve ayırıcı olamaktan da çok uzak kalmış olmasıdır.

“Muhafazakar”, “Milliyetçi”, “Solcu”, “Demokrat” gibi popüler sıfatlar başta olmak üzere sayısız terimin anlamı zamanla yerine göre şişirilmiş veya söndürülmüş, seyreltilmiş veya çarpıtılmış, eğilip bükülmüş, çiğnenmiş… Bugün ise hala sindirme mücadelesi veriyoruz. Bu kavram karmaşasının içerisinde boğulmamak için verdiğim kişisel mücadeleyi de örnekler üzerinden teker teker giderek bir yazı dizisiyle paylaşmak istiyorum.

Ben bir muhafazakar mıyım?

Muhafazakar olmak nedir? Kimdir muhafazakar adam? Neyi muhafaza eder? Muhafazakar olmak siyasi bir duruş, bir “dünya görüşü” ise Dünya’daki her muhafazakar aynı hayali mi kurar?

Öncelikle TDK’ya göre muhafazakar (Arapça ve Farsça) sözcüğünün Türkçe karşılığı “tutucu”dur. Muhafaza ise “koruma” anlamına gelir. İşte daha buradan anlam karmaşası bizi içine alıveriyor.

Halk arasında “yobaz” ve “gerici” kelimelerinden bir adım daha yumuşak bir tanım olarak “tutucu” kelimesi sıkça kullanılır. Geri kafalı veya yeniliğe açık olmayan anlamında, bir çeşit aşağılama veya yetersiz görme ifadesidir genel anlamıyla. Öte yandan “muhafazakar” olmak gurur vericidir. Geleneklerin, kültürün, değerlerin “koruma” altına alınmasını destekler “muhafazakar”. Her ne hikmetse, iki sözcük aynı olmasına rağmen, “muhafazakar” adamla “tutucu” adam aynı kişi değildir.

Bu kavram karmaşası dahilinde “tutucu”, yani “muhafazakar” olmak yeniliklere açık olmamaksa, ben bir muhafazakar değilim.

Halbuki Türkiye’de muhafazakar olmak çoğu batı ülkesine oranla çok daha kolaydır, çünkü bizde muhafazakar olmak için binbir yol vardır. Dindar olma anlamında, Türk kültürünü yaşatma anlamında, cumhuriyet değerlerini savunma anlamında, etnik kökenlerini koruma anlamında, Osmanlı’ya dönme anlamında, Orta Asya’ya yönelme anlamında… Özetle bu kadar zengin bir kültür ve tarih yatağında istediğiniz beşiği gözünüze kestirip muhafazakar olabilirsiniz. Bugünkü koşullarda siyaset sahnesinde gördüğümüz partilerin tümü de aynen bu şekilde kendilerine göre bir muhafazakarlık tanımı yapıp muhafazakar olmayı başarabiliyor(!).

Bu anlam bolluğu içinde, kendi kültürünü, tarihini, dilini, değerlerini ve Cumhuriyeti’ni koruma görüşündeki birisi olarak, ben de bir muhafazakarım.

Muhafazakar olmak siyasetçiler tarafından sıkça dile getirilen siyasi bir yön, bir ülkü olarak gösterilmeye çalışılsa da buna anlam veremiyorum. Amerika’lı muhafazakarlar Hristiyan, Anglo-Sakson geleneklerini korumayı düşünürken bizim “siyasi muhafazakar” politikacılarımız ise buna zıt bir yaklaşım sergiliyor. Sırf bu bile aslında “muhafazakar” olmanın bir ülkü olmadığını ispatlar bana göre.

Bütün bu düşünce yumağında sanırım muhafazakar olmak yalnızca bir sıfattır. Bana göre Küba’lı Komünistler, Amerika’lı Cumhuriyetçiler ve İsrail’li Siyonistler’in tek ortak yanı da bu sıfatın yalın anlamı, yani kültürel açıdan koruyucu olmak olabilir. Bu şekilde baktığımızda da siyaseten belirgin bir yön belirtmeyen muhafazakarlık sıfatının gelişme veya ilerleme ile doğrudan bir ilişkisi olamaz. Sonuçta bakış açısını tanımlayan her sıfat, siyasi bir görüş değildir.

Muhafazakar olmak insani bir değer, kendini bilmek, özünü korumaktır.

Haber Yapmaktan Haberi Olmayan Spor Habercileri

Posted by Ufuk Erdoğmuş On May - 15 - 2009

Gazetelerimizin habercilikten ne kadar uzak olduklarını yazılarla bir veya iki kez eleştirip sonra kendi kendime “ya bırak allassen, Allah’ından bulsunlar” şeklinde çemkirerek pes etmiştim.

Ardından Blog Ödülleri oylaması sırasında dahil olduğum “Haber-Gündem” kategorisine biraz daha uyumlu olmak adına hergün haberlerle ilgili yazı yazmaya karar verdim. Bunun yan etkilerinden birisi de rezil gazetecilik örnekleriyle sıkça muhatap kalıp sinirlerimin durduk yere gerilmesi oldu.

Sonra oylama süreci sona erdi, ben de tekrar “ya bırak allassen, bu gazetelerin bağlantılarını bile vermeyeceğim olabildiğince” şeklinde isyan ettim.

Derken bugün tekrar bir örneğiyle karşılaştım ve aslında bundan kaşıl olmadığını hatırladım. Yine dayanamayıp paylaşayım dedim…

Güzide bir manşetten demiş ki “Eşcinsel hakeme düdük imkansız“. Güya, sözümona eşcinsel olan bir hakem cinsel tercihi sebebiyle terfi edilmiyormuş. Haberi normalde okusam isyanlarım bu tür bir uygulamanın ne kadar yersiz, haksız ve cahil olduğu yönünde olurdu. Gel gör ki haberin nasıl çarpıtılmış olduğunu sağolsun Fatih Altaylı’nın yazısı sayesinde öğrenmiş olduk. Bir tek haberden çıkanlara bakın:

  1. Hakem eşcinsel değil, adama sormadan damgayı basmışlar.
  2. Terfi edilmeme sebebi cinsel tercih değil, askerlikten muaf olmama durumu. Uygulama yanlış anlatılmış.
  3. Hakemin askerlikten muaf olma sebebi eşcinsellik değil psikiyatrikmiş (hakemin dediğine göre), dolayısıyla ilk iki maddeyi birleştirip bir sonuç çıkartmak da doğru değil.
  4. Aynı gazete, yetkili kişiler tarafından bu haberde anlatılan şekilde bir uygulama olmadığı açıklamasını vermiş. Kendi haberlerini bile okumuyor mu bunlar?

Sonuç olarak gazetelerin spor bölümlerinin sefaletinin farkındayız fakat ne olursa olsun yorum yazısı olmayan bu tür “haberler” adam gibi, adabıyla verilmeli. Popülist olmak için, tartışma yaratıp üç beş kuruşluk dikkat çekmek için meslek ahlakından veya kurallarından çıkılmaz.

Kuzey Irak ve Düşeş Hayalleri

Posted by Ufuk Erdoğmuş On May - 14 - 2009

Obama ile birlikte ABD’nin ilk icraatlarından birisi Irak’tan çekilme planının açıklanmasıydı. Amerikan halkına bu durum “Irak’ta çok vatanevladı kaybettik, maddi zararımız da büyüyor” şeklinde damardan verilirken, bizlere ise “Hüseyin Abi artık savaş istemiyor” şeklinde yansıtılmıştı. Halbuki durumun özünün bu şekilde olmadığı apaçık ortadaydı.

ABD Irak’tan çekilip ağırlığı Afganistan’a verecekmiş. Afganistan’da, Irak’taki direnişçilerden çok daha kuvvetli ve daha sağlam örgütlenmiş, kendi silahını üreten “Taliban” askerlerine karşı nasıl oluyor da daha çok Amerikan vatanevladı feda edilecek olduğu farkedilmiyor? Aynı şekilde Irak’ta harcanan paranın daha azı mı harcanacakmış “kuvveti arttırılacak” Afganistan harekatında?

Demokrasi’lerde bahaneler tükenmez.

ABD’nin Irak istilasında çeşitli faydalar elde etmeyi hedeflediğini, çoğunu da aldığını yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Irak harekatındaki temel şüphelerden birisi petrol için savaşıldığı ithamını kapsıyordu. Önce “iftiraları” reddeden Bush yönetimi değişti, sonra da “önümüzdeki maça bakacağız” söylemi geldi. Bugün itibariyle Irak’ta merkezi yönetim, Kürt yerel yönetiminin kafasına göre petrol ihracatı yapmasına izin verdiğine göre (Bkz. haber) eminim bu yalnızca “özgürleştirilmiş” Irak halkının değil, malum birilerinin daha yararına olacaktır.

Birilerine yeni petrol kaynağı sağlanırken, kaynaklarını satarak zenginleşecek kuzey Irak yönetimi yarın öbür gün bağımsızlığını ilan etme hesabı yaparken biz birilerine yaranmak için “şeş” değil, “düşeş”  atsak bile mars oluruz bu gidişle.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular