okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Archive for the ‘Bensel’ Category

1 Dakika Ayırın, Fikir Farkı’na Oy Verin!

Posted by Ufuk Erdoğmuş On April - 14 - 2010

Haber ve gündem ile ilgili yazılarımı artık Fikir Farkı’nda yazıyorum hatırlarsanız. Fikir Farkı’na 2010 Blog Ödülleri “NTVMSNBC Haber-Gündem Kategorisi” altında 1 dakikanızı ayırıp oy verirseniz beni ve siteyi takip eden diğer herkesi çok sevindirmiş olursunuz.

Şimdiden teşekkür ederiz.

Doğrudan oy vermek için tıklayın:

http://2010.blogodulleri.com/frame/show/fikir-farki-1334

Yazılarımla Taşınıyorum!

Posted by Ufuk Erdoğmuş On March - 9 - 2010

Bugünden itibaren yazılarımın çoğunu Fikir Farkı .com sitesine yazacağım.

Site teması gereği kişisel yazılarımı, Fransa ile ilgili maceralarımı yine buradan yazmaya devam edeceğim fakat genel yazı tarzım birebir örtüştüğü için gündem ile ilgili ve fikirsel yazılarımı “Fikir Farkı”‘ndan takip edebilirsiniz.

Hepinizi “Fikir Farkı”na da beklerim. :)

Fransız Bulldogu

Posted by Ufuk Erdoğmuş On February - 16 - 2010

Resimdeki şirin mi şirin köpekçik “Fransız Bulldogu” oluyormuş. Bu köpekçiğin güzel yüz ifadesini meşhur “olaya Fransız kalmak” argo deyimiyle de birleştirince Frandaki bürokrasiye karşı bugünkü halet-i ruhiyemi oldukça açıklar bir ikili ortaya çıkıyor. İşin kötüsü yalnızca Fransızlar değil, buradaki her milletten bürokrasi memurları bu batağın içinde.

Buraya geleli 14 ay oldu, ve bir örnek bile görmedik ki bir işi birisi doğru, düzgün ve en önemlisi zamanında yapsın. Bu cümleden çıkaracağınız anlamların hepsi doğru. Kesinlikle ve kesinlikle şu anki hüsranımın etkisiyle bir abartma söz konusu değil. Aradan oldukça uzun bir zaman geçtiği için ve 100% oranında doğrulandığı için artık maalesef genelleme yapmaya hakkım var sanırım.

Tersten gidelim.

İşleri zamanında yapmıyorlar. Örneğin bir vize başvurusunun sonucunda pasaportunuzu uçuş tarihinden 3 gün sonra size ulaştırabiliyor, bunda da sizi suçlayabiliyorlar.

İşleri düzgün yapmıyorlar. Örneğin bir iş için gittiğinizde konu ne olursa olsun ilk tepki olarak “se pa possible” diye bir çemkirme çıkabiliyor ağızlarından. Anlamı ise “bu imkansız, yapılamaz, ya bi git başımdan” şeklinde özetlenebilir. Gel gör ki bugüne kadar herkes bu cümleyi kurmuş olsa da, sonunda hepsine o işleri yaptırmayı başardık. “Bugün git yarın gel”in Fransızcası bu olsa gerek.

İşleri doğru yapmıyorlar. Örneğin almak için 6 ay uğraştığınız, bir yıl süreli olması gereken oturma kartının bitiş tarihini kartı size verdikleri tarihten 3 hafta sonrası olarak yazabiliyorlar. O sırada yurtdışına uçak bileti almış olma ihtimaliniz; bu kartın belki de sizin askerlik erteleme sürecinizde hayati olması; en basidi, bu hatayı belki de hiç farketmeyerek kimbilir Dünya’nın hangi köşesinde mahsur kalabilecek olma olasılığınız akıllarına bile gelmiyor.

Böyle şeyler onları ilgilendirmiyor. Mesele bürokrasi olduğunda Avrupa genelinde gözlemlenebilecek olan, Avrupa’lı olmayanı adamdan saymama yaklaşımı Fransa’da  değişik bir boyuta geçmiş, kimseyi adamdan saymama halini almış. Sonra çırpın çırpınabildiğince. Tamamiyle güçlü olanın, sabırlı olanın ayakta kalabildği bir düzenek.

Çok şükür ki atalarımızdan değişime, geçiştirilmeye, hırpalanmaya ayak uydurmayı iyi öğrenmişiz. Bu tür gavur oyunları bize vız geliyor tırıs gidiyor.

193∞

Posted by Ufuk Erdoğmuş On November - 10 - 2009

Atam, yol göstericim, örneğim,

Kaç yıl oldu önemli değil. Seni seven, senin yolunda ilerlemek isteyen insanlar hala seni özlediklerinden, sensiz nasıl da olmadığından bahsediyor. Halbuki “sensiz olmuyor” bahanesi ne kadar da senin düşünce yapından uzak bilmiyorlar.

Vaktinde “imkansız” denen nelerin başarıldığını, tarihte gerçekten benzeri olmayan bir gayretle 10 yılda nereden nereye gelinebildiğini ve bu gelişim sırasında nelerin aslında “olmadığını” bilmiyorlar mı acaba? Seni senin yaşarken bile direndiğin bir konuma koyup, kendileri gayret etmekten kaçmış olmuyorlar mı acaba? Sensizlik bahanesine sığınıp, teslim olmuş olmuyorlar mı Paşam?

Bugün de hala sokakta kime sorsan seni anladığını söyler. Bugün de hala bunların çoğu bağımsızlık nedir bilmez. Ama bugün de olsa, o bardağı taşıran son damla gelip çattığında o insanlar yine gereğini yapar, eminim.

Elin merhum Haiti Cumhurbaşkanı “tam bağımsızlığın” anlamını kavramış, senin yolunda yaşayıp vefat etmekten onur duymuşken, bizimkilerin senin yolunu abuk subuk yöntemlerle eş tutmaları ne kadar acı atam.

“Biz” için bağımsızlık artık konuşulmaz olmuş. Senle, ben olmuş, alet olmuşuz. Egemenlik yerine demokrasi denir olmuş. Medeniyet dediğin canavarı hala tek dişli sanmış, teslim olduğumuzu bile farketmemiş, çoktan unutmuşuz.

Halbuki biraz durup düşünseler. Biraz bilip gözleseler. Herkes bilecek ne kadar basit bir fikrin olduğunu, ve bu basitliğin ne kadar da kutsal olduğunu.

Ben ısrarla bildiğime inanıyorum. İnandığıma güveniyorum. Güvendiğime sarılıyorum.

Her ne olursa olsun, tam bağımsızlık için yaşıyorum.

Saygı ve sevgilerimle,

ufuk.

Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On October - 23 - 2009

DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

“Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

İki taraf da kendi haklılığına inandı.

Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

Ama barış, savaş değil.

Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

.

Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

.

DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

.

* Fatma’ya selamlar.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular