okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Archive for the ‘Küresel’ Category

Yazılarımla Taşınıyorum!

Posted by Ufuk Erdoğmuş On March - 9 - 2010

Bugünden itibaren yazılarımın çoğunu Fikir Farkı .com sitesine yazacağım.

Site teması gereği kişisel yazılarımı, Fransa ile ilgili maceralarımı yine buradan yazmaya devam edeceğim fakat genel yazı tarzım birebir örtüştüğü için gündem ile ilgili ve fikirsel yazılarımı “Fikir Farkı”‘ndan takip edebilirsiniz.

Hepinizi “Fikir Farkı”na da beklerim. :)

Helal Hamburger

Posted by Ufuk Erdoğmuş On February - 19 - 2010

Bugünkü bir habere göre Fransa’da bir hamburger zinciri yalnızca helal ürünler satma kararı almış, bu da Fransa’yı karıştırmış. Olayın altından aslında üzerine düşünülebilecek bir dizi konu çıkıyor.

.

Öncelikle evrensel boyutundan bakarak, herhangi bir ticari işletmenin “yalnızca” belli bir kesime hizmet sunması ayrımcılık olmuş oluyor. Fransa’da McDonald’s da helal köfte olmaması nasıl bazı müslümanları dışlamak oluyorsa, QUICK’te artık domuz eti olmayacak olması Fransızların çoğunu dışlamak oluyor. Sonuçta domuz etini seven, yemekte sakınca değil bilhassa zevk bulan bir nüfus çoğunlukta Fransa’da. Sonuç olarak karar özünde, kaş yaparken göz çıkarmaktan farksız olmuş.

.

Olayın bölgesel etkisine bakınca ise QUICK’ten böyle bir hamle gelmesinin altındaki önemi farketmek gerekiyor. Öncelikle belirteyim, QUICK Fransa’nın McDonalds’ı. Fransa’da McDonald’s QUICK ile rekabet etmeye çalışıyor. Fiyatlar nispeten QUICK’te azıcık daha fazla olmasına rağmen sanırım buradaki kendine has “Amerikan olmasın, Fransız olsun” alışkanlığının da etkisiyle bu fark kesinlikle müşteri oranlarına yansımıyor. Dolayısıyla QUICK (benim gözlemlediğim kadarıyla) Fransa’nın en büyük hazır yemek zinciri.

Fransa Avrupa’da müslüman nüfusun en çok olduğu ülke. Buradaki müslüman nüfus, düşünün ki Almanya’daki Türklerden fazla. Bunun sebebi çoğu kimsenin uzaktan farketmediği yoğun Kuzey Afrika’lı nüfus. Yakın zamana kadar Fransız sömürgesi olarak yaşamış Cezayir ve Tunus’tan halen yoğun nüfus akışı yaşanıyor. Dolayısıyla filmlerde gördüğümüz Amerika’daki zencilere bakış açısı ile buradaki Afrikalılara bakış açısı çoğunlukla aynı.

Bütün bunları düşününce bence QUICK’ten gelen helal et hamlesi, hedef kitlesi gelir seviyesi düşük vatandaşlar olan bir firma için oldukça mantıklı görünüyor. Fakat bu firmanın Fransa’nın en büyüğü olması, işi karıştırıyor. Bu ticari hamleyi, müslüman kesimin etkisinin ekonomik ve sosyal olarak artmakta olduğunun bir işareti olarak görmek gerek. Zamanla bu tür olaylar kesinlikle artarak devam edecek, Beyaz Avrupalılar da bu işe gitgide daha çok bozulacaktır.

Uzun vadede bir gün gelecek, yalnızca kendine adil Avrupa kültürü, azınlıkların ve göçmenlerin de aslına kendinin bir parçası olduğunu farkettiğinde çok geç kalmış olacak.

.

Olayı kendimize bağlamadan da etmeyeceğimi herkes biliyor. O yüzden bizde de bahsettiğim konuları tartışmak gerekiyor. Örneğin bizim büyük zincirlerimizde domuz pastırması satılabilmeli. Bizim lokantalarımız Ramazan’da açık olabilmeli. Biz de bu durumu Avrupalılar gibi değil, olgunlukla karşılayabilmeliyiz.

Ama hep dediğim gibi, insan her yerde insan. Avrupalılar müslümanlara nasıl davranıyorsa, biz de müslüman olmayanlara öyle davranıyoruz.

Bunun dışında azınlıkların yok sayılması, devletin “beyaz” vatandaşların etrafında şekillenmiş olması sorunu bizde de mevcut. Bunu adabıyla kıracak babayiğit siyasetçileri hala dört gözle bekliyoruz.

Türkiye’de Bir İlk: Naylon Torbasız Belediye

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 23 - 2009

Şahsen resimdeki Belediye başkanının adını (Selami Öztürk), sanını, İstanbul’da yaşamamış olduğumdan olsa gerek hiç duymamıştım. Fakat bugünkü habere göre kendisi Dünya’da her belediyenin onyıllar önce atmış olması gereken bir adımı, Türkiye’de ilk atan Belediye Başkanı olarak dikkatimi çekti.

(Bkz. Kadıköy’de 1 Mart 2010′dan itibaren naylon poşet kullanılmayacak.)

Darısı bakkalın, çakkalın, süpermaket ve hipermarket zincirlerinin başına. Bari parayla satıverin Avrupa’da mecburiyetten yaptıkları gibi. Bak bakalım o zaman fileler, pazar torbaları nasıl hayatımıza geri dönüyor.

Son bir senedir aynı 3 torbayı dağ gibi alışverişler için tekrar tekrar kullandığımdan biliyorum, bedava uyduruk naylon torba dağıtmanın hizmetle yakından uzaktan alakası yok. Hizmet, verdiğin malın kaliteli olmasıdır, torba olsa bile. Tahminimce aynı torbaları daha senelerce kullanırım.

.

Haberi okuduktan sonra yazmadan önce kendi kendime dedim ki “yahu bir bakayım hangi partidenmiş, AK Parti’dense iyi olur, adamlara hep yükleniyoruz, sonra demesinler iyi şeyleri yazmıyor hiç diye…” Maalesef değilmiş. Merak eden varsa diye önemsiz bir ayrıntı da olsa ekleyeyim, CHP’liymiş.

Şimdi bunu yazarak durduk yere AK Parti’ye yüklenmiş olmadım mı? Oldum, ama ne yapayım, adamlar belediyecilikte gerçek anlamda geleceğe yatırım olacak kadar önemli bir şey yapsın onları da işaret edelim. Yalnız heryere asfalt dökmekle hizmet olsaydı, İzmir’de 1964-73 yıllarında başkanlık yapmış meşhur “Asfalt Osman” döneminden hala şikayet ediliyor olmazdı…

.

Şimdi de Selami Öztürk’e isim takmasınlar da… Kağıt Selami, Poşet Selami… Olmuyor yani.

İşçiler mi Rusya mı?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 17 - 2009

Bugün iki önemli konudan benim için hangisinin daha önemli olduğunu kestirmek imkansızdı.

Bir yanda polis tarafından gaz ve copla dağıtılan işçiler, diğer yanda “tehdit halinde nükleer silah kullanma” kararına yaklaşan Rusya.

İşçilerin eylemi izinsiz olsa da, bu durum ne ilk ne de son olduğu için olayın ayrıntılarından çok büyük resme dikkatimi çekiyor. Başbakan daha bir hafta olmadı ki bir Tekel işçisine “sen de işsiz kalıver ” demiş, “ülkede iş yapmadan maaş alma dönemini bitiriyoruz” diye sözüne devam etmişti. Bugünkü eylem de aynı yaklaşımın devamı olduğu için haklının haksıza karıştığı bir durum ortaya çıktı.

Rusya ise aylardır ara ara yazdığım değişen dünya dengelerini ilgilendiren bir durum. ABD-İran kutuplaşmasında eski soğuk savaş gücünü arayan Rusya, sağa sola tehdit savuruyor. Venezuela, İran, Çin, Rusya bir yöne doğru usulca kayarken, karşı taraf da bu kaymayı ekonomik ve politik oyunlarla küçük göstermeye çalışıyor.

Ekonomi değişiyor. Yönetim anlayışı değişiyor. Dengeler değişiyor. Ve yeni dengeler de ilişkilerimize ve coğrafi konumumuza bakıldığında aslında en çok bizi ilgilendiriyor. Farkedene.

Avrupa’da Minareler Yasaklansın Mı?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 16 - 2009

İsviçre’deki referandumun ardından herkes kendi işine gelen şekilde sonuçları değerlendirip yazıp çizdi. Bizim ülkemizde bu çoğunluğu sevindirmek için daha ziyade “Cami yasağı demokrasi ayıbıdır” şeklinde yorumlandı. Vatandaş “dine saygısızlık” olarak yorumladı.

Avrupa’da ise bu yasağın özgürlük boyutu tartışıldı. Avrupa’lı Hristiyan yobazlar da “bizde de yasaklansın” dedi. Habere göre bunun son örneği de Almanya’daki aşırı sağcı bir grup.

Halbuki yine önemli olan ne olduğundansa nasıl olduğu değil mi?

Öncelikle minarenin din ile alakası nedir? Cami minaresiz olmazsa, 800 yıllık bu tarihi ve mimari şaheser nedir?

Minareyi dinin gereği sanmanın özü aslında bilgi eksikliğidir. Tıpkı ay takviminin Arap geleneği olduğunu bilmeden müslüman takvimi sanmak gibi. Bu konuyu tek örnekte kesmek istiyorum keza sayısız örnek bulunur.

İnsanlar din ile gelenek ayrımını yapacak bilgiye sahip olmadığında, ikisini harmanlayıp duygusal yorumlar yapabiliyor.

Öte yandan minare yasağını referandum ile dayatmak nasıl bir zihniyet olabilir? Öncelikle “minare yasaklansın” önerisinin arkasında ayrımcı, yobaz veya faşizan olmayan tek bir açıklama olabilir, o da “şehrin mimari yapısını korumak” olabilir. Gel gör ki durum buysa da gidip halka sormazsın, uzmanını çağırır, bilene danışırsın. Gerekirse minareleri yine yasaklar, en azından şeklen veya yükseklik olarak bir sınırlama getirirsin.

Ama durum bu değildi, gidişat da bu yönde değil.

Ah keşke geçenlerde izlediğim röportajdaki konuşmacının kim olduğunu not etseydim. O kadar haklıydı ki… Kabaca şöyle diyordu Avrupa’lı bir araştırmacı bozuk Türkçesiyle:

“Avrupa’nın ekonomik olarak Türkiye’ye ihtiyacı var. Fakat halkın geri kafalı kesimlerini buna ikna edemiyorlar. Politikacılar da bu ikilem arasında kaldığından karar veremiyor.”

O kadar doğru bir gözlem ki, gün geçtikçe, Avrupa ile ilgili haberleri ve Avrupalıların yorumlarını okudukça bunu daha da net görüyorum.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular