okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Archive for the ‘Toplumsal’ Category

Yazılarımla Taşınıyorum!

Posted by Ufuk Erdoğmuş On March - 9 - 2010

Bugünden itibaren yazılarımın çoğunu Fikir Farkı .com sitesine yazacağım.

Site teması gereği kişisel yazılarımı, Fransa ile ilgili maceralarımı yine buradan yazmaya devam edeceğim fakat genel yazı tarzım birebir örtüştüğü için gündem ile ilgili ve fikirsel yazılarımı “Fikir Farkı”‘ndan takip edebilirsiniz.

Hepinizi “Fikir Farkı”na da beklerim. :)

Melih Kral Çok Yaşa!

Posted by Ufuk Erdoğmuş On March - 3 - 2010

Uzun zamandır oğlunun Ankara futbol mafyası maceraları sebebiyle gölgede kalan İ.Melih Gökçek isyanlarda. Dün açıklanan kararla Ankara toplu taşıma ücretlerinin yüksek olması şikayeti haklı bulundu ve idari mahkeme tarafından “yarıya indirilmeli” kararı verildi (Bkz. haber). Konu hakkında uzman idari mahkemenin kararına göre Melih Gökçek yönetimi toplu taşıma konusunda halkın zararına fiyatlandırma yapıyordu. “Kamu yararını gözetmek” mahkemenin görevi olduğundan bu yanlışın düzeltilmesi uygun görüldü.

Melih Gökçek her zamanki üslubuyla geniş ve yuvarlak cümlelerle kararı eleştirirken, mahkemenin böyle bir yetkisi olmaması gerektiğini, fiyatlar yüksekse halkın seçimde bunun cezasını vereceğini söyledi. Çok tanıdık bir söylem değil mi?

Peki seçime kadar ne olacak? Ya da bu basit bir örnek olduğu için kulağa hoş gelse de, dava teknik veya mühendislik bir dava olursa ne olacak? Kuvvetler ayrılığının gereği olarak yürütmenin bir de bağımsız denetim organı olmalı. Yoksa Cumhuriyet diye bir şey olmaz, Krallıktan farkı kalmaz. Gerçi Melih Gökçek’in çoktan Ankara Kralı olduğunu zannettiğini yazıp duruyorum ya, o ayrı mesele. Sonuçta ne olursa olsun denetim amaçlı yüksek yargının yürütmenin kararlarını “halkın çıkarı için” takip etmesi hayati bir ihtiyaçtır.

Örneğin, Melih Gökçek 15 yıldır Ankara’da o kadar çok kaçak bina, bilime ters yol yaptı ki, bu konularda da kaybettiği davaların haddi hesabı yok. Bunun cezasını vatandaşın vermesini bekleyemeyiz. Konuyu bilen, uzman kişilerin görevidir bunları değerlendirmek. Benim, senin veya mahallelinin değil.

Melik Gökçek yine yuvarlak, kulağa hoş gelen sözlerle, son dönemin yargıya çamur atma akımını da arkasına alarak açıklamalarını sıralamış. Halbuki Şebnem Ferah’ın dediği gibi, başkasına çamur atmaya kalkarsan önce kendi elin kirlenir…

Gökçek’in eli çamura bulaşalı kim bilir kaç yıl oldu…

Sulu Şaka

Posted by Ufuk Erdoğmuş On March - 2 - 2010

Islak imza tartışmaları durulduktan kısa bir süre sonra Genelkurmay da ıslak imzanın sanığa ait olduğunu doğruladı. Peki bugüne kadar ıslak imza konusunda neler olduğuna bakınca bu durum neler düşündürüyor?

İlk önce fotokopi bir belgeyle çıktılar ortaya. Bilimsel ve yasal olarak gerçekten bir “kağıt parçası” olan bu fotokopi belge üzerine haftalarca konuşuldu, tartışıldı. Belgenin imzası ıslak değildi ama belgenin suyunu çıkartmayı başardılar.

Tartışmalar dindikten sonra kağıt parçasının aslını, yani bilimsel olarak ve yasal olarak “belge” denebilecek “ıslak imza” bulunan belgeyi buldular. Oraya buraya gönderdiler, birileri Dursun Çiçek’in imzası dedi, başka birileri değil dedi. Önceki tartışmaları tekrar ısıtıp sofraya koydular. Daha da suyunu çıkarttılar. Vatandaşı konuya da habere de küstürdüler.

Aradan oldukça zaman geçti, nihayet konu üzerinde en yetkili makamdan açıklama geldi. Aslında başından beri bu açıklama gelmeden yorum yapılmaması gerekiyordu ama çoktan iş işten geçmiş, olayın suyu sıkılmıştı.

Bülent Arınç’ın “Islak imza kurudu” sözünün aksine, ıslak imzanın suyu sıkıldı.

Bugün ise suyu sıkılmış, kurumuş ve hatta kabuk bağlamış bu konuyu nihayet adamakıllı tartışma vakti geldi. Fakat iş işten geçti bile. Çoğu kişi konu üzerinde bugünkü haberi okumayı beklemeden tarafını seçti, olayı futbol maçına çevirdi bile.

Bu dakikadan sonra ne desek, ne tartışsak boş. Olan oldu bir kere.

Bir kere daha ortak doğru tek olmasına rağmen, bir şekilde sanki farklı düşünüyormuşuzcasına ayrıştırılmayı başardık.

Bir kere daha göz yumduk… Uyutulduk.

Artık biri bizi çimdiklese de uyansak.

Başbakan Ne Diyorsa O…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On February - 26 - 2010

Ülkemizde özgürlük, demokrasi, ifade özgürlüğü gibi evrensel önemi olan kavramların sözde en önde temsilcilerinden Başbakan Erdoğan bugün de Medya patronlarının köşe yazarlarına hakim olması gerektiğini buyurdu (bkz. haber).

Bu neresinden bakarsanız bakın sansür demektir.

Yazarlara ifade özgürlüğü tanınmaması demektir.

En kötüsü, bırakın Başbakanı, medya patronunun istemediğini yazarın yazamaması demektir, ki bu da “para konuşur” anlamına geliyor. Zengin ne isterse halk onu okusun, duysun demektir.

Bu açıklamanın son gelişmeler üzerine acele zeytinyağı gibi üste çıkmaktan başka sebebi olamaz. Başbakan her zamanki taktiğiyle, kendi yaptığı işin sorumluluğunu karşıtlarına atıp, işin içinden sıyrılıyor.

Sanki ülkeyi yazarlar yönetiyor, onlar uygulamalarıyla milleti geriyor.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış misali, hamleyi önce yapan sanki suçu ötekine kaktırıveriyor.

.

Dün de internet sitelerinin kapatılmasından bahsetmişken bugün OGame’in erişiminin engellendiği haberini de okudum. Bu konuda da ısrarla suçlu yargı gibi gösterilse de mesele kanun meselesidir. Bunun yasama tarafından düzenlenmesi gerekir. Açılan davalarda hakimin eli mahkum, yasanın öngördüğü cezayı verecek, ki o da site kapatmak maalesef.

Ama hatırlarsınız ki Erdoğan internet sansürü konusunda da “ben youtube’a giriyorum, kim giremiyormuş” şeklinde konuyla dalga geçerek yine üste çıkmayı başarmıştı.

Site Kapatmak Yerine Ne Yapılabilir?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On February - 25 - 2010

Bugünkü bir haberde Avrupa’da Google aleyhine açılan iki davadan bahsedilirken dikkatimi İtalya’dan verilen örnek çekti. Habere göre İtalya’da google videos’a yüklenen “zararlı içerikli” videodan dolayı 3 Google yöneticisi hapse mahkum edilmiş.

Buradaki örnek birebir bizim youtube kapatma örneğimizle benzeşiyor. Yasalara aykırı içerik barındıran bir site var, fakat siteye erişim engellenmiyor, sitenin yöneticisi cezalandırılıyor.

Bana sorarsanız bu işin en uygun cezası para cezası, vergi cezası veya en ağır yolundan olacaksa örneğin süreli kapatma cezası olabilir. Fakat kökten internet ağından kopartmak özgürlük kısıtlaması olmanın yanısıra aynı zamanda bilgi paylaşımı mantığına da ters. Bilgi ne olursa olsun.

İtalya’daki uygulamada bence yine de biraz sert bir ceza da olsa, zararlı video gösterimden kaldırılmış. Yasalar korunmuş. Site hala ulaşılabilir durumda.

Bilmeyenler için de not düşeyim ki Google videos teknik olarak youtube ile eş sayılabilir Google geçen sene youtube’u satın aldığından beri.

“Youtube kapalı değil ulaşabiliyoruz” diyen çok bilmişler ise youtube’un sadece magazin kısmında takıldıklarının farkında değil. Youtube erişimi aynı zamanda kendi içinde bir pazar, yazılım sektöründe ilave kazanç imkanı ve geliştirme şansı yaratıyor. Youtube’a girmek için bilimum cinlik yapmak bütün bu teknolojik ve ekonomik getirileri teknik olarak imkansız kılıyor.

Kaldı ki sorun youtube değil, her ne anlatırsa anlatsın bir site kapatılmamalı. Aynen bir partinin de kapatılmaması gerektiği gibi.

Parti olsun, gazete olsun, internet sitesi olsun. Bir suç varsa kurumu değil, suçtan sorumlu olan kişiyi cezalandırmak gerek.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular