okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Sulu Şaka

Posted by Ufuk Erdoğmuş On March - 2 - 2010

Islak imza tartışmaları durulduktan kısa bir süre sonra Genelkurmay da ıslak imzanın sanığa ait olduğunu doğruladı. Peki bugüne kadar ıslak imza konusunda neler olduğuna bakınca bu durum neler düşündürüyor?

İlk önce fotokopi bir belgeyle çıktılar ortaya. Bilimsel ve yasal olarak gerçekten bir “kağıt parçası” olan bu fotokopi belge üzerine haftalarca konuşuldu, tartışıldı. Belgenin imzası ıslak değildi ama belgenin suyunu çıkartmayı başardılar.

Tartışmalar dindikten sonra kağıt parçasının aslını, yani bilimsel olarak ve yasal olarak “belge” denebilecek “ıslak imza” bulunan belgeyi buldular. Oraya buraya gönderdiler, birileri Dursun Çiçek’in imzası dedi, başka birileri değil dedi. Önceki tartışmaları tekrar ısıtıp sofraya koydular. Daha da suyunu çıkarttılar. Vatandaşı konuya da habere de küstürdüler.

Aradan oldukça zaman geçti, nihayet konu üzerinde en yetkili makamdan açıklama geldi. Aslında başından beri bu açıklama gelmeden yorum yapılmaması gerekiyordu ama çoktan iş işten geçmiş, olayın suyu sıkılmıştı.

Bülent Arınç’ın “Islak imza kurudu” sözünün aksine, ıslak imzanın suyu sıkıldı.

Bugün ise suyu sıkılmış, kurumuş ve hatta kabuk bağlamış bu konuyu nihayet adamakıllı tartışma vakti geldi. Fakat iş işten geçti bile. Çoğu kişi konu üzerinde bugünkü haberi okumayı beklemeden tarafını seçti, olayı futbol maçına çevirdi bile.

Bu dakikadan sonra ne desek, ne tartışsak boş. Olan oldu bir kere.

Bir kere daha ortak doğru tek olmasına rağmen, bir şekilde sanki farklı düşünüyormuşuzcasına ayrıştırılmayı başardık.

Bir kere daha göz yumduk… Uyutulduk.

Artık biri bizi çimdiklese de uyansak.

Çekirge Bir Sıçrar, İki Sıçrar…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On January - 29 - 2010

1 aydır evimden, internetimden, günlük düzenimden uzak kalıp yazmamış olsam da, haberleri takip etmemek kanımda yok sanırım. Geçen bir ayın özetini yapacak, topluca yorumlar sıralayacak değilim. Fakat sanırım son haftaların en meşhur meselesi “balyoz” konusunda ufak bir yorum yapmadan geçmemek gerek.

Çok beğendiğim bir söz vardı, her ne kadar aramış olmama rağmen kimin sözü olduğunu, nerede okuduğumu bulamamış olsam da yine de paylaşarak konuya bağlamak istedim:

“Bir şey bir defa olmuşsa bir daha olmaz; iki defa olmuşsa her zaman olabilir.”

Bu sözü genel varsayımlarımda çoğunlukla doğrulanmış olarak görüyorum. O yüzden Taraf”ın henüz 1 tane yanlış haber yapmış olmasından dolayı (“NTV Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini cep telefonunu arayarak düşürdü” konulu baştan sona saçma ve bilim dışı haberi hatırlayın) henüz haberlerini kaale almama durumum yok. Sonuçta henüz bir defa olmuş bir şey bir daha olmaz diye umuyorum. Zaten akılları varsa olmaması için çalışırlar.

Yanlış haber yapma konusunda durum buyken, yanlı haber yapma konusunda ise bırakın 2′yi, hergün 3er 5er örnek veriyorlar. Bu yüzden “balyoz” haberi de bence bu sınıfta değerlendirilmeli.

Bu gözle bakınca da Taraf ile birlikte ısrarla bu konuyu deşen, kurcalayan, ortada eylem olmamasına rağmen varmış gibi haber başlığı uyduran Zaman da beni şaşırtmıyor. Keza Zaman daha Taraf maraf piyasada yokken attığı başlıklarla bu sınıfa çoktan girmişti.

Sonumuz hayrola.

İran'da İşler Kızışıyor, Bizimkilerin Aklı Fotokopi Belgede…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On June - 24 - 2009

İran’da işler karışıyor. Yıllardır teokratik yönetim altında kişisel özgürlükleri bastırılmış (seçim sonuçlarına göre) azınlık kesim ayaklanmalar ve eylemler ile yönetime başkaldırıyor. Düşünce olarak elde etmeye çalıştıklarını desteklesem de batı basınındaki yaklaşım sinirlerimi bozmaya devam ediyor. İsyancıların kendilerini çoğunluk olarak tanımlamaları da ilginç bir etken.

Bu gidişatın sonunu 3 seçenekli öngörüyorum:

  1. İsyan eden kitle gerçekten çoğunluktur ve isyanlar sonucunda batının da verdiği gaz ve destek ile uzun vadede İran rejim değişimine kadar gider.
  2. İsyan eden kitle kendini çoğunluk sanan bir azınlıktır. Batının verdiği gaz ile eylemlerini sürdürürler. Batı (özellikle zaten fırsat ve bahane kollayan ABD) bu sözde çoğunluğun özgürlüğü için İran’a müdahale eder. Zaten yıllardır hangi bahaneyle İran’a saldırsak diyorlardı…
  3. İsyan eden bir azınlıktır. Azınlık bastırılır ve batı buna tepki göstermeye devam eder. 2. seçenekteki kadar olmasa da ona yakın çirkin müdahaleler yaşanır.

Uzun vadeli tahminlerim arasından seçmem gerekirse, tercihim 1. seçeneğin doğru olmasından yana.

Gelgelelim, asla olayların iç yüzünü gerçekten bilemeyiz. Herhangi bir ülkenin iç meselesi hakkında fikirsel yaklaşımların ötesine geçtiğimiz, taraf tuttuğumuz an aslında haddimizi aşmış oluyoruz.

Olayın bir de Türkiye boyutu var. Her ne hikmetse kimse bizde kimse konu hakkında açık bir fikir belirtmedi. Bu aslında benim tercih edeceğim bir durum fakat bizim “herşeye burnumuzu sokalım, oradan da oy koparalım” zihniyetindeki politik anlayışımıza ters olduğu için bu sessizliğin altında bir bit yeniği olduğuna inancım artıyor. Neyse ki bizi ilgilendiren daha önemli sorunlarımız şu an için mevcut.

Şu sıralar en önemli sorunumuz da elbette ki “Darbe Planı” adı altında fırtınalar kopartılan fakat Genelkurmay ile resmi ilişkisi olmadığı bugün resmen açıklanan “fotokopi belge”. Yani belgenin gerçek olup olmadığını bırakalım, ciddi olup olmadığını bile tartışmamız aslında yersiz. Belgenin aslı bulunup ortaya çıkarılana kadar da bütün haberler yine her zamanki şekilde, yani “tuttuğun takımı pohpohla, karşı takıma çamur at” zihniyetiyle yapılacak.

Artık taraflar birbirini o kadar iyi tanımış ki, atılacak bir sonraki çamuru da daha atılmadan atılmış gibi göstererek ya da “yakında şöyle böyle de derler” şeklinde önlem alıcı şekilde savunmaya geçiyorlar. Bu konuda asıl uzman da elbette ki hükümet tarafındaki basın. Haliyle 8 senedir eleştirilen birincil taraf olmak, savunma güdülerini de güçlendirdi.

Birkaç gün önce de yazmıştım… Mecliste işe yarar, gerçekten önemli konuları tartışmaktansa “sen-ben” tartışmaları yaratıp gündemi çarpıtarak gözönünde olmak daha çok oy getirdiğinden olsa gerek, bu kısır döngüden kurtulmamız da biraz zaman alacak…

Türkiye’de Neler Oluyor?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On June - 18 - 2009

İyi ki uzun bir süredir düzenli olarak yazamıyorum… Türkiye’de neler oluyor?!

Albay’ın birisi iktidar partisini ve Türkiye’nin en büyük cemaatini imha planı yapmış! Bahsi geçen planın belgesi de Ergenekon soruşturmasında yer almış, ama her ne hikmetse yalnızca bir gazete farketmiş! Sonra belge gerçek mi sahte mi belli olmadan birileri orduyu yerden yere vurmuş!

Evet, bu konuda biraz önyargılıyım. Normalde önyargılı olmam, olamam fakat bu mesele o kadar ciddi ve tehlikeli bir mesele ki, olayı ciddiye almam halinde başımı hangi duvara vuracağımı bilememekten korkarım.

Olay o kadar ciddi ki, iddiaların doğru olması sonrası olacaklardan korkumdan, iddiaların asılsız olmasına inanıyorum. Hiçbir dayanağım yok, hiçbir bilgim yok, yalnızca korkumdan dolayı buna inanmayı seçiyorum. Üstüme gelmeyin!

İnanıyorum ki, bu belge sahte çıkacak. Ardından belgenin sahte çıkmasıyla birlikte, zaten dibe vurmuş olan gazetelerin güvenilirliği, bertaraf olacak. Daha sonra Ergenekon delilinin sahte çıkması üzerine tartışmalar alevlenecek. AKP ve Gülen cemaatine “acaba kendileri mi bunu tertipledi” suçlaması yöneltilecek. Öte yandan AKP ve cemaat taraftarları da asılsız olsa bile bu haberin ardını bırakmadan gerçekmiş gibi yansıtmaya devam edecek… Ve Ergenekon’a kardeş doğmuş olacak. Nurtopu gibi bir dipsiz kuyumuz daha olacak.

Hayırlı olsun.

Öte yandan belge gerçek çıkarsa olabilecekleri kestirmek güç. İlker Başbuğ’un tutumuna oldukça bağlı olacak her yolun sonunda Türkiye’yi, çapını kestirmesi güç bir şişirme isyan dalgası bekliyor. Şişirme diyorum çünkü bu tür bir isyan bizden çok başkalarının işine yarayacağı için mutlaka dışarıdan da desteklenecektir. Bu dalgadan nasibini oy şeklinde alacak olan da elbette ki AK Parti olacaktır. Ordu da bahsettiğim başkalarının oldukça işine yarayacak şekilde itibar kaybetmiş olacak. Artık içimizdeki başkaları da bir taraflarına kına yakarlar.

Hepsinden çok sinirimi bozan ise gazetelerin henüz kesinleşmiş bilgiler olmadan yargıları işine geldiği gibi halka pompalaması… Anladık taraflısınız ama en azından gazetecilik yapın, reklamcılık değil.

Ne diyeyim… Hayırlısı olsun.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular