okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Çekirge Bir Sıçrar, İki Sıçrar…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On January - 29 - 2010

1 aydır evimden, internetimden, günlük düzenimden uzak kalıp yazmamış olsam da, haberleri takip etmemek kanımda yok sanırım. Geçen bir ayın özetini yapacak, topluca yorumlar sıralayacak değilim. Fakat sanırım son haftaların en meşhur meselesi “balyoz” konusunda ufak bir yorum yapmadan geçmemek gerek.

Çok beğendiğim bir söz vardı, her ne kadar aramış olmama rağmen kimin sözü olduğunu, nerede okuduğumu bulamamış olsam da yine de paylaşarak konuya bağlamak istedim:

“Bir şey bir defa olmuşsa bir daha olmaz; iki defa olmuşsa her zaman olabilir.”

Bu sözü genel varsayımlarımda çoğunlukla doğrulanmış olarak görüyorum. O yüzden Taraf”ın henüz 1 tane yanlış haber yapmış olmasından dolayı (“NTV Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini cep telefonunu arayarak düşürdü” konulu baştan sona saçma ve bilim dışı haberi hatırlayın) henüz haberlerini kaale almama durumum yok. Sonuçta henüz bir defa olmuş bir şey bir daha olmaz diye umuyorum. Zaten akılları varsa olmaması için çalışırlar.

Yanlış haber yapma konusunda durum buyken, yanlı haber yapma konusunda ise bırakın 2′yi, hergün 3er 5er örnek veriyorlar. Bu yüzden “balyoz” haberi de bence bu sınıfta değerlendirilmeli.

Bu gözle bakınca da Taraf ile birlikte ısrarla bu konuyu deşen, kurcalayan, ortada eylem olmamasına rağmen varmış gibi haber başlığı uyduran Zaman da beni şaşırtmıyor. Keza Zaman daha Taraf maraf piyasada yokken attığı başlıklarla bu sınıfa çoktan girmişti.

Sonumuz hayrola.

Eczane Masalları

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 4 - 2009

Dün ve bugün Zaman gazetesinde yayınlanan iki habere, babamın eczacı olması sayesinde edindiğim izlenimler doğrultusunda yorum yapmadan geçemeyeceğim.

Dün de yazdığım gibi, Zaman başta olmak üzere, AK Parti’ye yakın gazetelerin haberleri veriş, daha önemlisi vermeyiş şekilleri “habercilik” tanımının çok üzerinde bir seviyede siyasi.

.

Dünkü habere göre eczacıların isyanları safsataymış, çünkü haber başlığına göre “Eczaneler krize rağmen cirolarını yüzde 85 arttır“mış. Haberi okuyunca bunun aslında böyle olmadığı, aslında “eczanelerin yüzde 85inin cirosunu arttırdığı”, büyük çoğunluğunun da yüzde 20′nin altında arttırdığı anlaşılıyor. Yani başlıktaki anlam ile haberin doğrusu yine uymuyor. Amaç belli, haberin ayrıntısını okumayanlara belirli bir his verilmiş oluyor.

Bunu haberde kesinlikle bahsedilmeyen bilgilerimle biraz daha sorguladığımda ise iş daha ilginç bir boyuta varıyor. AK Parti hükümetinin 7 yılda ilaçlara önce zamları bastırıp, ardından yavaş yavaş indirimlere gitmesinden nedense bahsedilmiyor. Bu indirimler sırasında sigorta tarafından ödenmesi durdurulan ilaçların parasının artık vatandaştan çıktığından da bahsedilmiyor. Eczanelere düşen kar oranının azaltıldığından ve bu yüzden son 2 yılda kapanan eczane miktarından bahsedilmiyor. Eczanelerin birçok bölgede yarısı, çoğu bölgede 3te 1i kapanırken, ayakta kalmayı zar zor başarmış eczanelerdeki ciro artışının bununla ilişkili fakat orantılı olmamasından bahsedilmiyor. Kar oranının ciro ile kesinlikle oranlı olmadığından hiç bahsedilmiyor.

Bahsedilen, cirosu artmış eczanelerin ciro artışını, kapanmış olan diğer eczanelerin müşterilerinden dolayı arttırdığından bahsedilmiyor. Cirosunu yüzde 20′den az arttıranlardan bahsediliyor, ama ellerinde kalan net karın ne kadar olduğundan, iflas eden eczanelerden bahsedilmiyor.

Yapılan doğrulardan bahsedilirken, yan etkilerinden, yanlışlardan bahsedilmiyor. İlaç fiyatlarının Avrupa Birliği dayatması olduğu için indirildiğinden bahsedilmiyor.

.

Bugünkü haberde ise eczacıların kepenk kapatma eylemi “çileyi vatandaş çekti” başlığıyla verilmiş. Başlığı görenler sanki açık eczane kalmamış yorumu yapıyor, ancak aslında her bölgede nöbetçi eczanelerin ayarlanmış olduğunu ilk paragrafın sonuna kadar okuyanlar ancak öğrenebiliyor.

(not: Elbette ki böyle eylemlerde aksaklıklar olacak. Ben olsam dükkanımı kapatmazdım, ancak eğer nöbetçi eczane düzenlemesi yapılmışsa, bu herkes kapatmış demektir. Bu bütünlükte de eczacılara kabahat çıkartılamaz. Eczaneler yasal olarak oda düzenlemelerine uymakla yükümlü.)

Aynı haberde “ilaç fiyatlarındaki indirimler” için eylem yaptığı iddia edilen eczacılara karşı, bu indirimlere halkın sevindiğinden bahsediliyor. Yine az önce bahsettiğim şekilde, sigortanın artık bazı ilaçları karşılamadığına kesinlikle değinilmiyor. Eczacılar aç gözlü, yüzsüz yaratıklar olarak resmedilirken; hükümet indirimler yapan, halkın ucuz ilaç almasını düşünen kurum olarak yansıtılıyor.

Halbuki eylem ilaç fiyatlarından bağımsız, 2 yıldır yapılan onlarca düzenlemenin sonucunda seslerini duyurmak için mecbur kalınmış, ne ilk ne de son eylem.

2 yıldır yapılan düzenlemelerden de hiç bahsedilmiyor.

.

Babam eczacı olmasa, ben arada sırada babamın ağzını arayıp zar zor üç beş soru sormasam, bana da kimse bahsetmezdi…

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=923254&title=kepenkler-kapandi-cileyi-vatandas-cekti

Herkese Eşit, Bazılarına Daha Eşit Yakınlıkta

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 3 - 2009

Fethullah Gülen’in cemaat ile ilişkili herkes tarafından ısrarla vurgulanan meşhur bir iddiası var: “Gülen, bütün partilere eşit yakınlıkta.” Bu iddia, 2002 seçimlerinden sonra ortalıkta dolaşan Gülen cemaati – AK Parti ilişkilendirmesinden sonra ortaya atılmış, düzenli olarak geliştirilmiş bir planın parçasıydı.

Başarıyla yıllarca da sürdürüldü.

Son aylarda ise, özellikle 2009 seçimlerine doğru başlayan bir mecburi tavır alma ihtiyacı ile, Gülen cemaatine bağlı basın, yayın ve ekonomi organlarının tümü, alttan alttan aslında bazılarına her zaman daha yakın olduklarını göstermeye başladılar.

Bu durum AK Parti ve Gülen karşıtları için elbette ki sürpriz değil. Ancak burada asıl önemli olan, bu değişimin AK Parti’yi Gülen’den bağımsız olarak desteklemiş olan çok büyük çoğunluk ile Gülen’i AK Parti’den bağımsız olarak takip eden büyük azınlık üzerindeki etkisi.

2009 seçimlerinde AK Parti’nin oy kaybına uğrayacağı uluorta konuşulurken, bu kaybı azaltma çabaları da aynı şekilde zirveye tırmandı. Önceleri yalnızca AK Parti’yi destekleyen yayınlara ağırlık verilip, Ak Parti’nin “başarıları” sürekli insanların gözüne sokulup, bir o kadar karşıt haber de samanaltı yapılıyordu.

Bugün ise gelinen noktada bu samanaltı işleminin tüm siyasi partileri kapsayan geniş çaplı bir tavır olduğu alenen ortaya çıktı. Gülen cemaatine doğrudan bağlı basın kuruluşları, artık şu maddelere göre yayın yapıyor:

  1. AK Parti icraatlarından bahsedilirken, istatistiklerin yalnızca olumlu gözüken fakat çoğunlukla bir anlam ifade etmeyenleri haberlere konulurken, asıl anlam içeren ve kriz sebebiyle çoğunlukla olumsuz olan istatistik verilerinden bahsedilmiyor.
  2. CHP ile ilgili sürekli din karşıtı, demokrasi karşıtı ve darbeci havası yaratacak haberler manşete taşınırken, demokratik açılımlara toptan karşı olduğu havası yaratılıyor. Eski çürümüş CHP yönetimlerinden örneklerle bugüne bağlantı kuruluyor, CHP’liler dinsiz, imansız, vicdansız yaratıklar olarak yansıtılıyor.
  3. MHP’nin şiddetli ve kavgacı geçmişine göndermeler yapılıyor, sürekli “aşırı” milliyetçi sıfatıyla birlikte bahsediliyor. Aşırının sınırı nedir kimse bilmediğinden, “aşırı dindar” veya “dinci” gibi eşdeğer saçmalıkta sözleri de alaşağı ediyor.
  4. AK Parti’den ayrılan, veya olası taban kaymasına yol açabilecek parti ve kişilerle ilgili zadeleme kampanyası sürdürülüyor. Örneğin Mesut Yılmaz ve Demokrat Parti denenmiş, başarısızlığı kanıtlanmış olarak anlatılıyor. Saadet Partisi yerine göre “aşırı” yerine göre “gerici” yerine göre de “bizi tek anlayan” havasında tanıtılıyor. Denge korunuyor. Abdüllatif Şener, sürekli yerden yere vuruluyor.
  5. CHP’den oy koparması umulan ve büyük ihtimalle baraj altında kalacak hareketler sonuna kadar destekleniyor. Açılıma destek olan SHP, şimdilik tek başına kalmış Ufuk Uras, cemaate karşı olmayan Mustafa Sarıgül, “işte sol böyle olunur” gazıyla veriliyor. Halbuki içlerinde gerçek sola en az uzak olanı Ufuk Uras olsa bile, vatandaş böyle uyutuluyor.
  6. MHP’nin yükselişini frenlemek için BBP destekleniyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Gülen’e ne kadar saygı duyduğu vurgulanıp, MHP’nin geçmişinden belki daha şiddetli olaylara karışmış örgütü, “gerçek milliyetçi” gibi sunuluyor.
  7. Bütün bunlardan bağımsız gözüken fakat hepsiyle paralel olarak da, sivil toplum örgütleri ile olan ilişkiler. Aynı şekilde kendilerine uyan eylemleri manşete taşıyıp, uymayan örgütlerin adını bile anmıyorlar. 8 kişilik eylemi “büyük sivil tepki” diye verip, maddi olarak Saros(kim olduğunu bilmiyorsanız ayıp zaten) kaynaklı hareketleri “geleceğin yöneticileri” olarak tanıtıyorlar.

Gülen’in kendisi birey olarak belki herkese eşit yakınlıkta olabilir ama, cemaatin bazılarına daha eşit yakınlıkta olduğu artık iyice ortada.

Taraf, Telef Oldu.

Posted by Ufuk Erdoğmuş On October - 24 - 2009

Kaçıranlar için olayın geldiği son nokta: haber x ve haber x+1.

Taraf’ın ciddiyeti, haberciliği, ve saygınlığı bir kez daha düşüş yaptı. Şu sıralar tek çıkış yolları “Gülen’i bitirme planı”na vurgu yapmak…

Sonumuz hayır olsun.

“Düşünmek taraf olmaktır”, ama gazetecilik tarafsız olmayı gerektirir…

Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On October - 23 - 2009

DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

“Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

İki taraf da kendi haklılığına inandı.

Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

Ama barış, savaş değil.

Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

.

Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

.

DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

.

* Fatma’ya selamlar.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular