okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Başbakan Ne Diyorsa O…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On February - 26 - 2010

Ülkemizde özgürlük, demokrasi, ifade özgürlüğü gibi evrensel önemi olan kavramların sözde en önde temsilcilerinden Başbakan Erdoğan bugün de Medya patronlarının köşe yazarlarına hakim olması gerektiğini buyurdu (bkz. haber).

Bu neresinden bakarsanız bakın sansür demektir.

Yazarlara ifade özgürlüğü tanınmaması demektir.

En kötüsü, bırakın Başbakanı, medya patronunun istemediğini yazarın yazamaması demektir, ki bu da “para konuşur” anlamına geliyor. Zengin ne isterse halk onu okusun, duysun demektir.

Bu açıklamanın son gelişmeler üzerine acele zeytinyağı gibi üste çıkmaktan başka sebebi olamaz. Başbakan her zamanki taktiğiyle, kendi yaptığı işin sorumluluğunu karşıtlarına atıp, işin içinden sıyrılıyor.

Sanki ülkeyi yazarlar yönetiyor, onlar uygulamalarıyla milleti geriyor.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış misali, hamleyi önce yapan sanki suçu ötekine kaktırıveriyor.

.

Dün de internet sitelerinin kapatılmasından bahsetmişken bugün OGame’in erişiminin engellendiği haberini de okudum. Bu konuda da ısrarla suçlu yargı gibi gösterilse de mesele kanun meselesidir. Bunun yasama tarafından düzenlenmesi gerekir. Açılan davalarda hakimin eli mahkum, yasanın öngördüğü cezayı verecek, ki o da site kapatmak maalesef.

Ama hatırlarsınız ki Erdoğan internet sansürü konusunda da “ben youtube’a giriyorum, kim giremiyormuş” şeklinde konuyla dalga geçerek yine üste çıkmayı başarmıştı.

Temizlik İmandan Gelir

Posted by Ufuk Erdoğmuş On February - 3 - 2010

Tayyip Erdoğan’a “peygamber” benzetmesi yapan AK Parti eski il başkanından bahseden Osman Durmuş, Başbakan’ı çok sinirlendirdi. Davos’tan beridir Erdoğan’ı bu kadar kırmızı suratla görmemiştim… Fakat gel gör ki, Gölcük depreminden sonra Yunanistan’dan gelen kan bankası yardımı üzerine Sağlık Bakanı olarak yaptığı “Türk kanına Yunan kanı karıştırtmam!” açıklamasıyla kalplerimizde taht kurmuş, lavukluğu tasdikli birisinin Erdoğan’ı bu kadar kızdırabilmiş olması da bana biraz garip geldi.

Davul bile dengi dengine çalarmış derler.

Osman Durmuş, elinde ses kayıtlarının bulunduğu CD ile her ne kadar konudan ve ortamdan bağımsız bir bilgi sunuyor olsa da, Erdoğan’ın dediği gibi “internette dolaşan belden aşağı” uydurma bir şey değildi bu. Keza bugün bahsi geçen sözü eden kişi de partiden istifa etti.

Bütün bu anlamsız, yersiz ve seviyesiz tartışmalar sırasında ve sonrasında dikkatimi çeken şey ise, benim şahsen beklentimin tersine MHP vekilleri sakin sakin yerlerinde otururken, AK Parti vekillerinin MHP sıralarına yürüyerek saldırmış olmasıydı. Her ne kadar bu durum Zaman tarafından “Osman Durmuş meclisi karıştırdı”, Samanyolu tarafından da “MHP vekili AKP vekiline yumruk attı” şeklinde başlığa taşınmış olsa da olayın özü değişmedi. AK Parti’liler MHP’lilere fiilen saldırdı.

Bütün bu oldu bitti arasında “ama onlar başlattı” şeklinde işin içinden sıyrılmak imkansız. Mecliste bu tür bir konunun işi olmadığı gibi, karşısındakinin üzerine yürüdükten sonra yumruk atan adamın da işi olamaz.

Temizlik imandan gelir.

Tayyip ile Laf Ebeliği: Bölüm 128

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 1 - 2009

Vallahi uzun bir süredir yazmaya vakit ayıramamaktan kendime karşı mahçuptum ki, sağolsun Tayyip imdadıma yetişti. Öylesine güzel bir açıklama yapmış ki bundan bahsetmemek tüm benliğime ters düşerdi herhalde.

Bir köşe yazarının “siyasetçiler ne kadar az konuşursa o kadar huzurlu oluyoruz” temalı yazısına Erdoğan eşdeğer bir zırvalama ile “köşe yazarları ne kadar az yazarsa…” şeklinde cevap verdi (Bkz. Haber). Herhalde eşdeğer saçmalıkta konuşmak yetmedi, üste çıkmak istedi ki şu sözleri ekledi:

Yarım saatte bir köşe yazısı yazabiliyorlar, ne kabiliyetli insanlar. İş bu noktaya geldi. Bunların yaptıkları, açık bir tahrikten başka bir şey değil. Bu tezleri ileri sürenler millet, devlet, barış düşmanlarıdır.

Bunlar çok partili hayata, serbest piyasa ekonomisine geçerken de Boğaziçi Köprüsü yapılırken de rahatsız oldular. Küresel sermayenin Türkiye’ye yatırım yapmasından, Türkiye’nin AB’ye katılımından ve Kıbrıs sorununun çözülmesinden de rahatsız oldular, bunlar budur. Şimdi 3. köprü yapılıyor yine rahatsız olmaya başladılar.

Cümle cümle yorumlamak, aklımdaki dumuru aynen paylaşmak istiyorum:

1.

Bu tezleri ileri sürenler millet, devlet, barış düşmanlarıdır.

Bu cümleye göre, karşı cevabıyla Başbakan da basın, yayın ve ifade özgürlüğü düşmanı olduğunu nihayet kendi ağzından ilan etmiş oluyor.

2.

Bunlar çok partili hayata,

Konuyla ne alakası var şimdi bunun? Ayrıca o yazar o zamanlar yaşıyor muydu? CHP’nin kendisi çok partili hayatı başlatmamış mıdır? Diyelim tarihi bilmiyoruz, her muhalefet illa CHP’li midir? Her CHP’li CHP tarihindeki her karardan ve tepkiden mesul tutulabilinir mi?  Soruların sonu gelmez. Çıldırma noktasına doğru beni yöneltiyor bu tür hedef saptırma yöntemleri. Başbakan lafı çarpıtmayı iyi biliyor

3.

serbest piyasa ekonomisine geçerken de

Haydi buradan yak. Başbakan çarpıtmanın yanısıra, yönlendirmesini de iyi biliyor. Çok partili hayata karşı olunamaz, fakat bu cümleye ikisini yanyana koyarak, serbest piyasa ekonomisini de aynı kefeye koyuyor. Böylece bilmeyenler, matah birşey sanıyor. Öte yandan da Emperyalizm bekçiliği görevini gururla ilan etmiş oluyor… tabi bu kısmı anlayana.

4.

Boğaziçi Köprüsü yapılırken de rahatsız oldular.

Ağzı olan yıllar geçse de hala konuşuyor (Bkz. konuyla ilgili daha önce yazdığım yazı).

5.

Küresel sermayenin Türkiye’ye yatırım yapmasından, Türkiye’nin AB’ye katılımından ve Kıbrıs sorununun çözülmesinden de rahatsız oldular

Bkz. 3.

6.

Şimdi 3. köprü yapılıyor yine rahatsız olmaya başladılar.

Bkz. 4.

.

Bunların üzerine yarın tekrar çıkar, milliyetçi söylemler uçurur, biraz daha CHP’ye yüklenir, biraz Alevilere göz kırpar.

Yıllardır uyguladığı taktik hep aynı. Söylemler, söyleyiş şekli, sırası, araya gizlenenler, ortaya çıkanlar… Umarım seçime kadar halkın daha büyük çoğunluğu bu oyunları farkeder.

Açılım Hala Açılmadı…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On November - 15 - 2009

Nihayet geçen Cuma mecliste açılım konuşuldu. Konuşuldu fakat, hiç de olması gerektiği gibi sonuçlanmadı. Hükümetin ne yaptığı, ne yapacağı konusunda yine kimse bir halt anlamadı.

Cuma’nın özetlerini, değişik gazetelerden yorumları, liderlerin konuşmalarının tam metinlerini okuduktan sonra bir kez daha 3 parti için aynı sonuca vardım:

1. MHP üslubu ve  konuşma dili ile seviyeli, anlaşılır devam ediyor. Açılıma karşı olduklarını söyleseler de çözüm fikirlerini paylaşıyorlar. Tavırları net, herkes yaklaşımlarının açık şekilde farkında. Erdoğan’ın kışkırtması sonucu CHP salonu terk ederken Bahçeli’nin ufak bir el işareti yapmasıyla MHP’lilerin salonda kalmaları da dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı.

2. CHP hala kolay anlaşılmayan bir üslup ve tavırla konuşuyor. Özellikle Baykal’ın uzun ve temiz olmayan cümleler kurması yüzünden ne dediği, ne düşündüğü kaynıyor. Kamuoyunda hala Kürt’lere ve diğer azınlıklara bazı haklar verilmesine karşılar sanılıyor. Açılıma da bana göre özünde karşı falan değiller. Son konuşmada Baykal’ın açıkça belirttiği gibi, yalnızca PKK ile muhattap olmaya karşılar. Ama üslup yüzünden bu önemli ayrıntı aradan kaynıyor.

3. AK Parti ise hala kulağa hoş gelen, boş laflar söyleyerek oy avlıyor. Hala ne yapacaklarını açıklamadılar. Erdoğan, mecliste açıklamaları gereken gün, “açıklamak boynumuzun borcudur” diyerek bir ikinci cümle eklemedi. Israrla ne yapılacak, plan nedir kimseye söylemiyorlar. Şimdi de kalkmış Anadolu turuna çıkmış “açılımı anlatmak için”.

Meclise anlatmadan halka mı anlatacaksın?

Bunun anlamı çok açık. Açılımı oy avlamak için kullanıyorlar.

.

Bütün bunlar olurken de halk tartışmaya, ayrılıklar büyümeye, gerginlik ve sinir tırmanmaya devam ediyor. ABD planı olduğunu öngörenler de haklı konumuna yerleşmeye devam ediyor. Çünkü eğer ABD bir yana dursun, küresel kirli güçlerine bir hedefi olacaksa, o da ancak ortalığın karışması olacaktır.

Toplum bilimcilerin vurguladığı gibi, kitleleri yönlendirmek veya saklanmak, kargaşa anında çok daha kolaydır.

.

Son meclis görüşmesinden benim çıkardığım sonuç, seçime kadar adamakıllı bir şeyin değişmeyeceği… AK Parti’nin bu tavrından oy kaybedeceği açık ancak uzun vadede beklenmedik meyveler de toplayabilirler. Sonumuz hayrola…

Erdoğan Da Mı Açılım’a Karşı?

Posted by Ufuk Erdoğmuş On October - 23 - 2009

DTP’nin karşılama törenine tepkiler büyürken bundan 3 gün önce Ahmet Altan’ın yazdığı yazıyı atlamışım, bir arkadaşım* sayesinde okudum (Bkz. “Barışa Alışmak“). Ahmet Altan’ın yazısının en can alıcı bölümünü aynen paylaşıyorum:

“Türk tarafı kendi çocuklarını nasıl “şehit” gördüyse Kürtler de kendi çocuklarını “şehit” gördü.

İki taraf da diğer tarafın ölüsünü aşağıladı.

İki taraf da kendi haklılığına inandı.

Şimdi iki taraf da yeni bir hayatı, yeni bir barışı kabullenirken zorlanacak.

İki taraf da barış kapımıza geldiğinde “biz kazandık” diye bağırmak istiyor.

Ama barış, savaş değil.

Savaşı sadece tek taraf kazanabilirken, barışı iki taraf da kazanabiliyor.” (Ahmet Altan, 20.10.2009)

Ahmet Altan’ın yazılarıyla çoğunlukla çelişirim. Özellikle neoliberal yaklaşımları, taraflı yorumları genellikle sinirlerimi germekten öteye geçmez. Fakat özgürlük ve eşitlik söz konusu olduğu zaman, her ne kadar çoğu zaman olayları çarpıtarak yorumlasa da genellikle haklı noktalara parmak basar. Özetle yazılarının çoğu zaman tümünü değil, yalnızca belirli bölümlerini onaylarım. Bu alıntıda da (özellikle ilk yarısı tarışmaya açık gözükse bile) tamamen açık ve doğru bir tespitle belirtmiş.

Yıllarca “biz”i “sen” ve “ben” olarak ayrıştıran bir iç savaşın asıl yüzünü vatandaşın çoğunluğu görmedi. Sen ve ben düşman belledik, yaşananı da savaş. Sıra barışa geldiğinde artık seni beni bırakma vaktidir. Sen bana, ben sana yanaşarak, biz barışa yanaşıyoruz. Biz kazanıyoruz.

.

Peki bu yorumda 3 gündür yazdıklarımla çelişiyor muyum? Hayır. DTP’nin yaptığı barışa çomak sokmaktır. Alevi sönmek üzereyken, tekrar körüklemektir. Barışı suistimal ederek, savaşın galibi gözükmeye çalışmaktır. Apo’yu yüceltme çaresizliğidir. Halbuki savaşmak bir insanı asla yüceltemez. Gelmiş geçmiş bütün yüce liderlerin tek ortak yönü barıştır.

.

DTP’nin bu tavrı karşısında açıklama yapan Erdoğan’ın açıklamasında ise iki nokta dikkatimi çekti (Bkz. haber).

1. “Bütün olay silahın bırakılmasında. Silah bırakılmadıktan sonra söylenecek bir şey yok.” derken Baykal’ın aylardır söylediğini aynen tekrar ediyor.

Elbette ki basının haberleri veriş şekli, Baykal ve CHP’nin yorumlarını sunuş tavırlarındaki hatalar bu benzerliği neredeyse farkedilemez kılıyor. Vatandaş hala CHP’yi açılıma karşı sandığına göre, bu durumda Erdoğan da mı açılıma karşı olmuş oluyor?

2. (PKK’nın lider kardosundan bahsederken) “Şu anda zaten üçüncü ülkedeler.”

Özellikle hiçbir gazete bu cümleyi irdeleme gereği bile duymamış… Başbakan bunu biliyorsa, nerede olduğunu neden açıklamıyor? Neden kimse bir şey yapmıyor? Daha kötüsü yapamıyor? Haydi ikinci ülke Irak anladık, üçüncü ülke hangisidir? Bilginin kaynağı neresidir?

Bu soruların cevapları verilmedikçe, PKK lider kadrosu teslim olmadıkça, tabandan 34 veya 340 vasıfsız çete üyesi teslim olsa ne farkeder?

.

* Fatma’ya selamlar.

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular