okuoku

"Herkes aynı fikirdeyse, hiç kimse yeterince düşünmüyor demektir." – Mevlana

Çekirge Bir Sıçrar, İki Sıçrar…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On January - 29 - 2010

1 aydır evimden, internetimden, günlük düzenimden uzak kalıp yazmamış olsam da, haberleri takip etmemek kanımda yok sanırım. Geçen bir ayın özetini yapacak, topluca yorumlar sıralayacak değilim. Fakat sanırım son haftaların en meşhur meselesi “balyoz” konusunda ufak bir yorum yapmadan geçmemek gerek.

Çok beğendiğim bir söz vardı, her ne kadar aramış olmama rağmen kimin sözü olduğunu, nerede okuduğumu bulamamış olsam da yine de paylaşarak konuya bağlamak istedim:

“Bir şey bir defa olmuşsa bir daha olmaz; iki defa olmuşsa her zaman olabilir.”

Bu sözü genel varsayımlarımda çoğunlukla doğrulanmış olarak görüyorum. O yüzden Taraf”ın henüz 1 tane yanlış haber yapmış olmasından dolayı (“NTV Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterini cep telefonunu arayarak düşürdü” konulu baştan sona saçma ve bilim dışı haberi hatırlayın) henüz haberlerini kaale almama durumum yok. Sonuçta henüz bir defa olmuş bir şey bir daha olmaz diye umuyorum. Zaten akılları varsa olmaması için çalışırlar.

Yanlış haber yapma konusunda durum buyken, yanlı haber yapma konusunda ise bırakın 2′yi, hergün 3er 5er örnek veriyorlar. Bu yüzden “balyoz” haberi de bence bu sınıfta değerlendirilmeli.

Bu gözle bakınca da Taraf ile birlikte ısrarla bu konuyu deşen, kurcalayan, ortada eylem olmamasına rağmen varmış gibi haber başlığı uyduran Zaman da beni şaşırtmıyor. Keza Zaman daha Taraf maraf piyasada yokken attığı başlıklarla bu sınıfa çoktan girmişti.

Sonumuz hayrola.

Herkese Eşit, Bazılarına Daha Eşit Yakınlıkta

Posted by Ufuk Erdoğmuş On December - 3 - 2009

Fethullah Gülen’in cemaat ile ilişkili herkes tarafından ısrarla vurgulanan meşhur bir iddiası var: “Gülen, bütün partilere eşit yakınlıkta.” Bu iddia, 2002 seçimlerinden sonra ortalıkta dolaşan Gülen cemaati – AK Parti ilişkilendirmesinden sonra ortaya atılmış, düzenli olarak geliştirilmiş bir planın parçasıydı.

Başarıyla yıllarca da sürdürüldü.

Son aylarda ise, özellikle 2009 seçimlerine doğru başlayan bir mecburi tavır alma ihtiyacı ile, Gülen cemaatine bağlı basın, yayın ve ekonomi organlarının tümü, alttan alttan aslında bazılarına her zaman daha yakın olduklarını göstermeye başladılar.

Bu durum AK Parti ve Gülen karşıtları için elbette ki sürpriz değil. Ancak burada asıl önemli olan, bu değişimin AK Parti’yi Gülen’den bağımsız olarak desteklemiş olan çok büyük çoğunluk ile Gülen’i AK Parti’den bağımsız olarak takip eden büyük azınlık üzerindeki etkisi.

2009 seçimlerinde AK Parti’nin oy kaybına uğrayacağı uluorta konuşulurken, bu kaybı azaltma çabaları da aynı şekilde zirveye tırmandı. Önceleri yalnızca AK Parti’yi destekleyen yayınlara ağırlık verilip, Ak Parti’nin “başarıları” sürekli insanların gözüne sokulup, bir o kadar karşıt haber de samanaltı yapılıyordu.

Bugün ise gelinen noktada bu samanaltı işleminin tüm siyasi partileri kapsayan geniş çaplı bir tavır olduğu alenen ortaya çıktı. Gülen cemaatine doğrudan bağlı basın kuruluşları, artık şu maddelere göre yayın yapıyor:

  1. AK Parti icraatlarından bahsedilirken, istatistiklerin yalnızca olumlu gözüken fakat çoğunlukla bir anlam ifade etmeyenleri haberlere konulurken, asıl anlam içeren ve kriz sebebiyle çoğunlukla olumsuz olan istatistik verilerinden bahsedilmiyor.
  2. CHP ile ilgili sürekli din karşıtı, demokrasi karşıtı ve darbeci havası yaratacak haberler manşete taşınırken, demokratik açılımlara toptan karşı olduğu havası yaratılıyor. Eski çürümüş CHP yönetimlerinden örneklerle bugüne bağlantı kuruluyor, CHP’liler dinsiz, imansız, vicdansız yaratıklar olarak yansıtılıyor.
  3. MHP’nin şiddetli ve kavgacı geçmişine göndermeler yapılıyor, sürekli “aşırı” milliyetçi sıfatıyla birlikte bahsediliyor. Aşırının sınırı nedir kimse bilmediğinden, “aşırı dindar” veya “dinci” gibi eşdeğer saçmalıkta sözleri de alaşağı ediyor.
  4. AK Parti’den ayrılan, veya olası taban kaymasına yol açabilecek parti ve kişilerle ilgili zadeleme kampanyası sürdürülüyor. Örneğin Mesut Yılmaz ve Demokrat Parti denenmiş, başarısızlığı kanıtlanmış olarak anlatılıyor. Saadet Partisi yerine göre “aşırı” yerine göre “gerici” yerine göre de “bizi tek anlayan” havasında tanıtılıyor. Denge korunuyor. Abdüllatif Şener, sürekli yerden yere vuruluyor.
  5. CHP’den oy koparması umulan ve büyük ihtimalle baraj altında kalacak hareketler sonuna kadar destekleniyor. Açılıma destek olan SHP, şimdilik tek başına kalmış Ufuk Uras, cemaate karşı olmayan Mustafa Sarıgül, “işte sol böyle olunur” gazıyla veriliyor. Halbuki içlerinde gerçek sola en az uzak olanı Ufuk Uras olsa bile, vatandaş böyle uyutuluyor.
  6. MHP’nin yükselişini frenlemek için BBP destekleniyor. Muhsin Yazıcıoğlu’nun Gülen’e ne kadar saygı duyduğu vurgulanıp, MHP’nin geçmişinden belki daha şiddetli olaylara karışmış örgütü, “gerçek milliyetçi” gibi sunuluyor.
  7. Bütün bunlardan bağımsız gözüken fakat hepsiyle paralel olarak da, sivil toplum örgütleri ile olan ilişkiler. Aynı şekilde kendilerine uyan eylemleri manşete taşıyıp, uymayan örgütlerin adını bile anmıyorlar. 8 kişilik eylemi “büyük sivil tepki” diye verip, maddi olarak Saros(kim olduğunu bilmiyorsanız ayıp zaten) kaynaklı hareketleri “geleceğin yöneticileri” olarak tanıtıyorlar.

Gülen’in kendisi birey olarak belki herkese eşit yakınlıkta olabilir ama, cemaatin bazılarına daha eşit yakınlıkta olduğu artık iyice ortada.

Cem Uzan Fransa’ya Sığındı, Nobel Barış Ödülü Erdoğan’a?!

Posted by Ufuk Erdoğmuş On October - 13 - 2009

Cem Uzan artık resmen Fransa’da ikamet ediyormuş. Bir habere göre Türkiye’de kendisi üzerine yürütülen siyasi linç kampanyası dolayısıyla Fransa’dan siyasi sığınma talep etmiş, kabul edilmiş ve Cem Uzan Türkiye’ye dava açmış (Bkz. haber). Diğer tarafta siyasi linç düzenlediği iddia edilen tarafın (yani hükümetin) ilişkili olduğu kaynağa göre ise (bkz. Zaman’ın haberi veriş şekli) bu haberin aslı yokmuş, Cem Uzan “normal oturma” izni için başvurmuş.

Zaman gazetesi haberini her zamanki üslubuyla çıktığı varsayımsal noktadan açılarak binbir gereksiz bilgi ile süslemiş. Verilen bilgiler doğru, fakat konuyla doğrudan ilişkisi olmak durumunda değil. Okuyanlar için ekleyeyim ki en azından ben biliyorum ki Cem Uzan’ın “recippise” almış olması siyasi irtica olmadığını göstermez. Ayrıca Türkiye’deki uzmanların “bizce öyle olması mümkün değil” demiş olması da bir şey ifade etmez, keza uzmanlar kimdir belli değil, ayrıca Fransa’da bürokrasinin ne kadar “esnek” olduğunu ancak yaşayan bilir (bkz. ben).

Ancak Zaman’ın taraflılığından zaten dem vurmaya gerek yok. “Nobel Barış Ödülünü Başbakan Erdoğan alsın” başlıklı bir yazıyla bile karşılaşabildiğimiz bir gazeteden Cem Uzan’a karşı yürütülen, haklı veya haksız, süreci kabullenmesini zaten bekleyemezdik.

Lafı açılmışken, bahsettiğim yazıda da evrensel çarpıtma taktiğini görüyoruz. Şu sıralar Taraf yazarları da sıklıkla bu taktiğe başvurmaya başladılar. Sanırım Zaman’dan ders almışlar, işe yaradığını görmüşler.

Bir kaç doğru, kimsenin itiraz edemeyeceği kavramdan bahsedin, ardından yumuşakça güzel şeyler anlatın, sonunda ne sonuca bağlarsanız bağlayın, sanki o da doğruymuş gibi olsun! Okuyanlara da afiyet olsun.

“Çakma” Nike ile Kapitalizm Protestosu Olur Muymuş…

Posted by Ufuk Erdoğmuş On October - 2 - 2009

Dün IMF başkanına fırlatılan ayakkabı ilk dakikadan itibaren neredeyse tüm basın yayın organları tarafından beceriyle magazinleştirilerek eylemin içi başarıyla boşaltıldı. Bugün ise çoğu kaynakta yeni bir bilgi veya düzeltme eklenmezken pek azı da olayın ardından gazetenin siyasi duruşunu yansıtır yorumlar yaptı.

Yapılan yorumların taraflı olmasını habercilik yönünden incelemeye gerek yok, olan olmuş bir kere… Fakat her zaman sinirlerimi geren, vatandaşı salak yerine koyan haberleri çarpıtma anlayışına ne olursa olsun katlanamıyorum. Mesele küresel ekonomik düzen (kapitalizm), haberin kaynağı da Zaman gazetesi olunca maalesef bu tür uygulamalar kaçınılmaz oluyor. Zaman bunu her zaman yapıyor.

Taktik şu: “Manşette yönlendirme ve ithamı yapalım, içeriği uzun ve karmaşık cümlelerle dolduralım, nasılsa oturup kimse hepsini okumaz, manşetten insanları yönlendirmiş oluruz.”

Bugünkü haber başlığı “Nike Marka Ayakkabıyla Kapitalizm Protestosu“. Bunu okur okumaz hemen tezat varmış hissi uyanıyor insanda. Bu da ayrı bir tartışma konusu zaten, insanın ne giydiği, kiminle görüştüğü, ne yiyip ne içtiği ile dünya görüşü, savunduğu değerler 100% örtüşemeyebilir. Ayrıca kişi ne giydiği midir? Bunu sorgulamak buluttan nem kapmaktan başka bir şey olamaz. Ama konumuz o değil.

Haber başlığını okuyup geçersek ayakkabı eylemini yapan kişinin kapitalizmin “nimetlerinden” sonuna kadar faydalanıp sonra kalkıp eylem yapmasının garipliği hissi uyanmış oluyor. Fakat üşenmeyip yazıyı açtığınızda ise daha ilk paragrafta görüyorsunuz ki ayakkabı “nike” falan değil, bilhassa nike markası taklit edilerek üretilmiş yan sanayi ürünü, nam-ı diğer “çakma nike”.

Başlık ile içeriğin zıtlığını bir yana koysak bile bu haberin magazinleştirilmiş olması bile bir basın kuruluşu için utanç verici olsa gerek. Haydi o da bir yana dursun, eylemi desteklemediğini belli eden bir yazıda eylemin yetersiz bulunmuş, düzgün tasarlanamamış olmasını eleştirilmiş olması nasıl bir bakış açısıdır?

“Sonuna kadar demokrasi”, “herkese ifade özgürlüğü”, “halkın hiçbir kesiminin küçümsenip aşağılanmaması” temalı yazılar ve haberleri (kendi siyasi görüşüne uydukça) sıklıkla veren bir gazetede halkın gazeteden farklı bir siyasi görüşteki kesimine karşı takınılan bu tavır hangi demokrasi tanımına dahil olabilir ki?

Bu ne perhiz, bu ne demokrasi turşusu?

1. Geleneksel "Üstün(körü) Habercilik" Ödülleri

Posted by Ufuk Erdoğmuş On April - 16 - 2009

Daha önce defalarca belirttiğim üzere gazetelerimizin çoğu, habercilikten çok reklamcılık yapıyor. Haberi veriş şekillerinde tarafsızlık, doğruluk, bütünlük gibi lüzumsuz(!) uğraşlardan çok haberi okutmaya yönelik çoğu zaman yönlendirici, zaman zaman da yanıltıcı manşetlere önem veriliyor. Bu durumu, bugün karşılaştığım manşet kirliliği sebebiyle özel ödüllerle taçlandırmak istedim. İşte sizler için derlediğim 1. Geleneksel “Üstün(körü) Habercilik Ödülleri

il-430xn-28538478

İÇERİĞİ SALLAMADAN BAŞLIK ATMA ÖDÜLÜ

Tarkan Bu Ne Hal? manşeti altında, Tarkan’ın Hasankeyf’in Unesco tarafından “Doğal ve Kültürel Miras” listesine alınıp korunması için Kültür ve Turizm Bakanı’na rapor sunması ile ilgili haberi “Tarkan Gene İmaj Değiştirdi” temasıyla verdiği için;

Çöp Konteynerine Atılan Muzları Yediler başlığı altında, onları o hale düşürenleri değil de Adapazarı’ndaki taşeron firma çalışanlarını aşağılık yaratıklarmışçasına gösterdiği için;

Çalışma Saatleri Azalıyor manşeti altında, yalnızca doktorları kapsayan, haftalık çalışma saatlerinin 45′ten 40′a indirilmesi ihtimali ile ilgili açıklamayı sanki ülke çapında bir devrim gerçekleşiyormuşçasına verdiği için;

Ödülü VATAN GAZETESİ‘ne veriyorum.

.

“KÖR GÖZÜME DEĞNEK” (Göze Sokmak İçin İçeriği Şişirerek) BAŞLIK ATMA ÖDÜLÜ

Adli Tıp’ta İstifa Depremi manşeti altında, Hüseyin Üzmez davasında Adli Tıp raporundan sorumlu uzmanın istifasını ve arkasındaki olayları vurgulamak için suyunu çıkartıp konuyu sanki Adli Tıp kurumu darmadağın olmuşçasına yansıttığı için;

Ödülü HÜRRİYET GAZETESİ‘ne veriyorum.

.

“KÖŞE YAZISINDAN HABER YARATMA” Jüri Özel Ödülü

Ergenekon Davasını Sulandırmak İçin Operasyon Başlatıldı manşeti altında, ortada ne haber ne bir şey yokken bir köşe yazısını habermişçesine sunup, upuzun ve sıkıcı yazıyı okumaya üşenen bizlerin beynine yalnızca başlıktaki yönlendirmeyi kazıdığı için;

Ödülü ZAMAN GAZETESİ‘ne veriyorum.

(not: Zaman Gazetesi bu işi her gün ısrarla yaptığı için bu ödül “Jüri Özel Ödülü” sıfatıyla verildi. Bu alandaki başarılarının sürmemesi dileğimiz.)

.

“HÜSEYİN ABİ” Özel Ödülü

Ooooooo…Bama! Obama! Obama! yazısında anlattığım üzere, TRT sayesinde Barack Hussein (pardon, Hüseyin) Obama’ya artık Hüseyin Abi diyorum. Hüseyin Abi ve temsil ettiği Amerika Birleşik Devletleri politikalarına ve Amerika sevgisini onurlandırmak üzere verdiğimiz bu ödülü…

Enerji Türbinine Kredi Onayı haberi ile, ABD’den Türkiye’ye satılmak üzere türbin yapacak firmaya kredi verilmesinin onaylanmasını sevinçle duyurduğu için;

ABD Haydutları Bitirmekte Kararlı haberi ile, daha dün yazdığım yazının aksine, korsanları “haydut” olarak nitelendirip Somali’nin değil ABD’nin tarafını tutarak umut saçtığı için;

Pakistan’da Kısmi Şeriat haberi ile, Pakistan’daki yaşamdan ve yönetim biçiminden* haberi olmayan bizleri alakasız fikirlere sürüklediği için;

Ödülü TRT‘ye veriyorum.

.

Bugünkü Üstün(körü) Habercilik Ödülleri’ni kazanan tüm kurumların bu alanda başarısız, habercilik alanında kat be kat daha başarılı olmalarını diliyorum.

.

.

*Pakistan’lı arkadaşımız Usman sayesinde haberin aslını öğrendik. Ortamda şeriat kanunları yok. Yalnızca yasal olarak bağımsız olan bazı bölgelerde aşırı dinci yönetim hakim. Swat’da bu bölgelerden birisine dahil edilmiş. ABD’nin Afganistan’a saldırmasının temel dayanağı da bu bölgelerdeki aşırı dinci yaklaşım. Yani sözde Usame Bin Ladin zihniyeti…

Son Yorumlanan

    • Arşiv

    • Konular